Menopoz MerkeziEkibimizAnlaşmalı Kurumlarİletişim
Hemen Arayın
Yorum Yazyazdır
Menopoz nedir?

Menopoz nedir?


28.10.2009 12:54:22 Ziyaret Sayısı: 21554

Kadının adetlerinin kesilmesi olarak tarif edebileceğimiz menopoz latince menses yani adetin pause yani durması anlamındadır. Tarihin en eski çağlarından beri menopoz, 40’lı yaşlardan sonra görülmektedir. Ortalama menopoz yaşı asırlar boyunca ilginç bir şekilde 48 ile 52 yaşlar arasında yoğunlaşmıştır ve bu yaş ortalaması değişmemektedir. Menopozun 35 yaşından erken olduğu durumlara erken menopoz adını veriyoruz. Menopozun 55 yaşından sonra da olmamasının rahim kanserini arttırıcı bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Dolayısı ile menopoza çok erken girmek kadar çok geç girmek de sağlık açısından sakıncalıdır.

 
Menopoz bir hastalık değildir. Menopoz ergenlik gibi, doğurganlık gibi kadın vücudunun doğal bir işlemidir. Tabiat kadının belli bir yaştan sonra çocuk doğurabilme yeteneğinde olmamasını ve dinlenmesini istemiştir. Gerçekten menopoz, çocuk sahibi olmanın imkansız olduğu dönemi de kapsar ve dolayısı ile bu dönemde kadınlar doğum kontrolü mecburiyeti olmadan cinsel hayatı keyfini tam olarak yaşayabilirler.

 
Yeni doğan bebekler yumurtalıklarındaki yüzbinlerce yumurta ile doğarlar. Bu yumurtalar ergenlik çağına kadar uyuma sürecindedirler. Ergenlik çağında beyinden başlayan hormonal kamçılama ile yumurtalıklar daha da gelişir ve büyümeye başlar. Her ay bunların bir tanesi büyüyüp 2-2.5 cm. çapına kadar geldikten sonra patlar ve içindeki toplu iğne başının yarısı kadar büyüklükteki hakiki yumurtayı karın boşluğuna atar. Bu yumurta yumurtalık kanalları tarafından yakalanıp kanalın içinde sperm ile de birleşebilirse bir bebek oluşturur. Her ay bir yumurta yumurtlamaya çalışırken şu an bilinmektedir ki yüzlerce yumurta da onu yakalamaya çalışmakta ama yapamadığı için de tam büyüyemeden telef olmaktadır. Dolayısı ile her adetli kadın bir yumurta yumurtlarken yüzlercesini de telef vermektedir.

 
Bu yüzbinlerce yumurta sayısı azalarak 40’lı yaşlardan sonra belli bir sayının altına inmekte ve menopozda da tamamı tükenmektedir. Menopozdan sonra yumurtalama artık olmamaktadır.

 
Yumurtaların sayısının 40’lı yaşlardan sonra azalması ile birlikte vücuttaki yumurtaların salgıladığı östrojen dediğimiz kadınlık hormonu miktarında da azalma görülmektedir. Menopozdan sonra da hiç yumurta kalmadığı için östrojen de sıfıra yakın bir seviyeye iner. Östrojen menopozdan sonra da tam olarak sıfıra inmemektedir. Çünkü vücudun yumurtalıklar dışında da özellikle yağ dokusundan ve böbrek üstü bezlerinden de çok az miktarda östrojen salınımı vardır ama bu miktar adet olmaya yetmez.

 
Kişi menopoza girmeden önce 40’lı yaşlarda premenopoz diye adlandırdığımız bir dönemden de geçmektedir. Bu dönemde yumurtaların sayısının azalmasından dolayı genel bir östrojen eksikliği, buna bağlı yumurtlama bozuklukları, adet düzensizlikleri, hafif ateş basmaları ve çocuk sahibi olmakta güçlükler izlenmektedir. Bu dönem kişiden kişiye değişmekle birlikte birkaç aydan 5-6 yıla uzayabilir. Bu dönemde hekimler kadınların adet düzensizlikleri ile ve adet öncesi hafif ateş basma ve ter gibi şikayetleri ile veya gebelikteki zorluklarla mücadele ederler ve adetleri düzene sokmak için yumurtlama hormonu adı verdiğimiz progesteronu uygularlar.

 
Hakiki menopoza girildikten sonra artık östrojen çok düşük seviyeye inmektedir. Buna bağlı olarak menopoz hastalarında ateş basması ve ter sıklıkla görülür. Bu göğüs üzerindeki bölgedeki, boyun ve yüzdeki damarların aniden genişlemesine bağlı yoğun bir sıcaklık artışı ve akabinde başlayan terleme ile beraber olmaktadır. Ateş basması ve terin nedeni tam belli değildir. Ancak kişileri öylesine rahatsız edebilir ki kadınlar menopozda en çok bu şikayet ile hekime başvurmaktadırlar. Bu ateş ve ter bir toplantıya gidip tuvalet giymiş bir kadını baştan aşağı ıslatarak zor durumlarda bırakabilir, aynı zamanda devamlı ateş ve terin soğuk algınlığı ihmalini de arttırdığı bilinmektedir. Bunun dışında bu şikayetlerin genel sağlıkla ilgili çok olumsuz bir yönü bulunmamaktadır.  Fakat kişiyi psikolojik ve sosyal olarak çok rahatsız edebilir.

 
Menopozda ateş basması ve terle birlikte uykusuzluk, sinirsel gerginlikler, depresyon hali, ciltte kuruma ve yaşlanma belirtisi izlenir.

 
Son 15-20 yılda menopoz sonrası dönemde kadınlarda kemik erimesi ve kalp ve damar hastalıklarındaki artış da anlaşılmış ve bu konu ile yoğun araştırmalar yapılmıştır. Görünen o ki östrojen eksikliği kemiklerde zayıflamalaya yol açmakta ve osteoporoz dediğimiz kemik erimesine yol açmaktadır. Kadınlar 30’lu yaşlardan sonra kemik kaybına uğramakta ve bu kemik kaybı 40’lı yaşlardan sonra artmakta ve menopozdan sonra da had safhaya ulaşmaktadır. Bunu önlemek için 40’lı yaşlardan sonra kişilere kalsiyum takviyesi yapmak uygun olur. Kalsiyumun, kalsiyum tablet olarak alınması uygundur. Çünkü kalsiyum içeren süt ve sütlü gıdaların 40’lı yaşlarda kolesterolü yükselterek damar sertliği ihtimalini arttırması mümkündır. Kemik erimesi genellikle kalçalarda ve bel kemiğinde olmaktadır. Bel kemiğindeki erime bel kırıklıklarına yol açabilir, kişinin yıllar içinde boyunun kısalmasına ve kamburunun çıkmasına yolaçabilir. Kalçadaki kırık ise kişiyi yatağa bağlamakta, major ameliyatlara neden olmakta ve ileri yaşlarda kişinin hareketinin azalmasından dolayı zatüre ve idrar yolu iltihaplarına yol açarak ölümüne neden olabilmektedir. A.B.D.’de kalça kırıklarından sonraki ölüm oranı yaklaşık % 15’lerdedir.

 
Bu önemli hastalık kalsiyum takviyesi, jimnastik ve östrojen verilmesi ile önlenebilmektedir.

 
Menopoz sonrası önemli rahatsızlıklardan bir tanesi de kalp ve damar hastalıklarıdır. Bilinmektedirki kadınlarda kalp ve damar hastalıkları menopoz öncesi az görülür. Erkeklerde ise kadınlara oranla her yaşta enfarktüs, beyin kanaması, gibi şikayetlere daha sık rastlanmaktadır. Bunu da östrojenin erkeklerde az olmasının yol açtığı, kadınlarda bu konuda bir koruyuculuk gösterdiği bilinmektedir. Menopozdan sonra ise kadınlarda da östrojen çok azaldığı için kalp ve damar hastalıkları erkeklerin oranlarına doğru tırmanışa geçerler ve bu durum kadınlarda menopoz sonrası bir numaralı ölüm sebebinin olmasına yol açar. Östrojenin bu konuda da koruyucu bir özelliği olduğu düşünülmektedir. Menopozda ileriki yıllarda hormon almayan kişilerde vajinanın kuruması, kaşıntılar, östrojen ihtiyacı olan mesanenin de östrojensiz kalmasından dolayı idrarda sıklık, yanma, sızı, tam boşalamama, idrar kaçırma gibi şikayetler izlenebilmektedir. Östrojen bu konularda da bire bir en başarılı tedavidir.

 
Alzheimer hastalığı veya erken bunama diye adlandırdığımız durumun da kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğü ve bunun menopozdan sonraki östrojen eksikliği ile bağlantısı olabileceği düşünülmüştür. Yapılan bazı çalışmalarda östrojenin alzheimer hastalığının önlenmesinde ve tedavisinde yeri olduğu görülmüştür.

 
Menopoz sonrası cinsel fonksiyon bozuklukları ise genellikle kadınların menopoza girdikleri için kendi özgüvenlerini yitirmeleri buna bağlı olarak bazen girdikleri bir depresyonun sonucudur. Menopoz cinsel fonksiyonda bir sorun yaratmaz. Ne var ki çok uzun yıllar menopoz olanlarda östrojensiz kalmaya bağlı olarak vajinada bir kuruma ve incelme görülürse cinsel biraz daha rahatsızlık vermektedir. Bu da östrojen kremi veya başka kremlerle çözülebilir.

 

 

 

Menopoza giren bir kadına hekim olarak nasıl bir yaklaşımımız olmalıdır?

 
Önce kadına bu durumun doğal bir süreç olduğu, herkesin bunu yaşayacağı, menopozun bir yaşlanma belirtisi olmadığı, menopozdan sonra yaşanacak çok uzun ve mutlu yılların olduğu ve olacağı söylenmelidir. Kişi kendisini menopozda “hasta” diye görmemeli çevreside kendisini bu şekilde değerlendirmemelidir. Kadının kocasının veya yakın çevresinin kendisine bu konuda vereceği destek çok önemlidir.  Menopoz bir östrojen eksikliği olduğu için östojen verilmesinin pek çok sorunu çözdüğünü bilmekteyiz. Östrojen tedavisi ateş basması ve teri önlemekte, kemik erimesini durdurmakta, kalp ve damar hastalıklarına karşı tartışmalı da olsa faydalar sağlamakta ve vajinal incelmeyi önlemektedir. Kalsiyumun eklenmesi kemik erimesine daha da faydalı olmaktadır.

 

          Dolayısı ile menopoz sonrasının ideal tedavisi östrojen + rahmi olan kişilerde östrojenin rahimde yapabileceği kalınlaşmanın önlenmesi için de yumurtlama hormonu dediğimiz progesteron verilmesidir. Bu klasik tedavi yakın zamanlara kadar menopoz için ideal tedavi olarak kabul edilirdi. Son 3-4 yılda ortaya çıkan bazı çalışmalarda ise östrojenin yumurtlama hormonu ile birlikte verilmesi durumunda meme kanseri miktarını binde 30’dan binde 40’çıkardığı, yine beyin kanamasını ihtimalini bir miktar arttırdığı, kalp ve damar hastalığına çok etkisi olmayabileceği, bacaklarda pıhtılaşma ve bu pıhtının akciğere kaçması diye adlandırabildiğimiz akciğer embolü riskini nispeten arttırabildiğini gösteren çalışmalar ortaya çıkmıştır.

Bu yeni bilgiler ışığında şu an menopoza yeni girmiş kadınların hekimlere başvurmaları durumunda kendi şikayetleri ile ilgili olarak detaylı bilgi alınmalı ve östrojen dışı alternatif tedaviler de düşünülmelidir. Bu tedavilerin başında hormonal olmayan ama yine de kemik erimesi, ateş basmalarına faydalı olan diğer değişik ilaçlar gelmektedir. Kalsiyum mutlaka verilmeli, jimnastik önerilmeli, kolesterol yapıcı olmayan protein ağırlıklı maddeler düşünülmelidir. Şikayetlerin hiç geçmediği durumlarda ise yine östrojen tedavisinin yararları ve riskleri hastalara anlatılarak bu uygulanabilir. Menopoza giren hastaların yıllık kadın-doğum kontrolleri yapılmalı, pap smear, vajinal ultrasonla rahim ve yumurtalıkların izlenmesi, bir-iki yılda mammografi çekilmesi ve kalın bağırsak kanseri için de belli aralıklarda gizli dışkı, gizli kan tahlili ve kolonoskopi yapılmalıdır. 50 yaşındaki bütün kadınlarda genelde düşük doz aspirin verilerek damar sertliğinin etkisi azaltılmalıdır.

Menopoz, kadının ömrünün yaklaşık 3/1’ini kapsayan çok özel olabilecek yılların başlangıcı diye kabul edilmelidir. Bu yıllarda kadın çocukları varsa onları büyütüp yetiştirmiş ve sorumlulukları nispeten üzerinden atmış bir insan  olarak kendisine, çevresine, kariyerine daha çok bağlanabilir ve menopoz sonrası yılları tıbbi tedavinin de yardımı ile çok güzel geçirebelir.

 

 Prof. Dr. Teksen ÇAMLIBEL